Puan: 806
Seviye: Gezgin ?

gittimyedim Yorumları

20 Mayıs 2012

1969 yılından beri Kapalı Çarşı'nın Kılıççılar kapısı tarafındaki çarşının içinde yer alan ve babadan oğla geçen bir dönerci olan Şahin Usta'nın bütün hikayesi, yaklaşık 5 metre karelik küçük bir dükkan ve her gün 4-5 saat için tükenen döneri... Dükkan küçük ama dönerin lezzeti gerçekten büyük! Çalışanlar her sabah erkenden dükkanı açıyorlar ve öğle saatlerine kadar döneri bizzat kendileri hazırlıyorlar. Saat 12'de insanlar dükkanın önünde sıra olmaya başlıyor ve saat 16-17 gibi, yani döner bitene kadar da bu sıra hiç erimiyor. Dönerin lezzeti gerçekten süper. Ustası çok başarılı ve döneri tadına uygun bir şekilde uzun ve tek parça olarak kesiyor. Servisler tırnak pidesinin ya da ekmeğin içinde yapılıyor. Şahin Usta'nın en sevdiğim yanı ise, döneri servis ederken içine abuk sabuk yeşillik ve patates yerine, isteğe göre, sadece soğan, domates ve pul biber koyulması. Özellikle soğan hastası biri olarak, sadece soğanlı yemek çok keyifli oldu. Dönerin porsiyon fiyatı 10 TL. Belirttiğim gibi ekmek arası olarak ya da tırnak pidesi içinde alabiliyorsunuz. Açık ayranı da gayet başarılı ve 2 TL. Fiyat biraz pahalı gelebilir ancak gerçekten bu fiyata değecek bir lezzet sunuyor Şahin Usta. Şimdilik Bayramoğlu Döner ile bir kıyaslamaya gitmeyeceğim çünkü hefedimizde İstanbul'daki birkaç dönerci daha var. Hepsinde yediğimde hem daha sağlıklı bir karşılaştırma yapacağım hem de çok güzel bir İstanbul-Dönerciler rehberimiz olacak.

6 Haziran 2011

Kökenleri Bursa ve Erzurum'a dayanan döneri nasıl seversiniz? Bana göre dönerin yağlısı, iyi pişmişi, ısırdığınızda kuzu etinin tadını alabildiğiniz ve yanına herhangi bir zerzavat eklenmeden de tadı güzel olanı makbuldür. Sanırım bu tanımlara en uygun döneri de Bayramoğlu Döner'de buldum... Birçoğumuz, bir dürüm döner yedikten sonra, "Yahu yine kesmedi, keşke şu dönere direkt dalabilsek de, doyasıya yesek" demişsinizdir. İşte Bayramoğlu Döner, size, dönere kafa göz dalmadan, bol bol ve doya doya döner yeme imkanını sonuna kadar sunuyor:) Kaliteli kuzu etinden hazırlanan ve odun ateşinde kıvamında pişirilerek hazırlanan döner, incecik kesilerek ve odun ateşinin ısıttığı bir tandırın yan duvarlarında pişirilen süper lavaşlarla servis ediliyor. Dönerin yanında ekstra olarak alabileceğiniz ev yapımı patates kızartması da, evde tembellikten kızartıp kızartıp yediğimiz dondurulmuş patates kızartmalarından sonra hayatın anlamı gibi geliyor. Masanızı bu muhteşem döner ve patates kızartması ile donattıktan sonra da size kalan tek şey, dönerleri, sıcacık gelen lavaşlara sararak yemek! Bayramoğlu Döner'de 110 gr'lık porsiyonlarla gelen dönerin fiyatı 12 TL. Dönerin lezzetine doyamadığınız için bir porsiyon asla yetmiyor. Bu açıdan baktığınızda fiyat biraz yüksek görülebilir, ama dönerin lezzet oranı o kadar yukarılarda ki, fiyatı çok rahat bastırıyor. Yani, adam başı 1.5 porsiyon döner, bir tabak patates kızartması ve içecek ile yaklaşık 22-23 TL'ye çıkabiliyorsunuz. Açıkçası böyle bir döner için değer;) Kavacık'a gidin, Bayramoğlu Döner'de mutlaka döner yeyin; dönerin gerçek lezzetini damağınızda hissedin... Yalnız dikkat edin, 100 gram, 200 gram derken ipin ucunu kaçırabilirsiniz!

25 Mayıs 2011

Kadıköy gibi çok sık gittiğimiz semtlerde müdavimi olduğumuz yemek mekanları var. Bunun için açken gözümüzün hiçbir şeyi görmemesi ve yeni bir yer deneyip memnun kalmama riskini almaktansa bildiğimiz yerde yemek yemenin mantıklı gelmesi gibi aslında pek de geçerli olmayan sebepler sunabiliriz. Ancak bu kez elimizde fazla bahane olmayınca hep önünden geçtiğimiz, ancak hiç oturup yemek yemediğimiz bir yeri deneyelim dedik. Edrene Ciğercisi, The Dreamers Figures’un tam karşısında konuşlanmış bir mekan. Reks Sineması’nın paralelindeki sokaktan aşağıya indiğinizde sağda, köşede kalıyor. İçeri girer girmez sizi masalarla ilgilenen güler yüzlü yaşlıca bir bey karşılıyor. Müşteriye olan saygısından, ilgisinden ve hoşsohbetinden uzun yıllardır esnaflık yaptığı belli oluyor. Mekanda ana yemek olarak, adından da anlaşılacağı üzere, sadece Edirne tava ciğeri var. Ancak arkadaşım her zamanki açlığıyla yemekten önce mercimek çorbası sipariş etmeyi ihmal etmedi ve böylece biz de şu ana kadar çok az yerde karşılaştığımız lezzette bir mercimek çorbası içebildik. Dışarıda yediğiniz mercimek çorbaları genelde ya çok sulu, ya çok yağlı ya da bir şeyleri hep eksik kalmış gibi olur, bilirsiniz. Burada ise tadı tuzu yerinde, nefis bir süzme mercimek çorbası içebilirsiniz. Birer porsiyon Edirne tava ciğeri ve piyaz siparişimiz, Onursuz Kıl Adam çorbasını bitirir bitirmez masaya geliyor. Tabii ciğerin olmazsa olmazı soğan ve kurutulmuş kırmızı biberle birlikte... Bu arada piyazın yanına konan yumurtaları da çok başarılı bulduğumu belirtmeden geçmeyeyim. Çoğu yer genelde bu ayrıntıyı atlar çünkü. J Ciğerin porsiyonu küçük gibi görünse de oldukça doyurucu, lezzeti de bizden geçer not alacak kadar iyiydi. Bu ziyafeti tamamlamak için yemeklerin üzerine masaya bir de kaymaklı Kemalpaşa tatlısı söyledik. Daha önce Kemalpaşa tatlısının yanında kaymak yememiştim, ama burada deneyince hastası oldum. Tatlılar da her zaman yemeye alışkın olduğumuz gibi vıcık vıcık değildi ve şurup içerisinde yüzmüyordu. Tam kıvamında… Ağzımızda hoş tatlar, midemiz dolu bir şekilde mekanı terk ederken iki kişilik yemek için ödediğimiz rakam çok uygundu. Daha ayrıntılı fiyatlandırma isterseniz o da şu şekilde: Bir porsiyon Edirne tava ciğeri 9.50 TL, bir buçuk porsiyon 14 TL, ekmek arası 5 TL, Beykoz paça çorbası 7 TL, mercimek çorbası 3 TL, piyaz 4 TL, kaymaklı Kemalpaşa tatlısı 4 TL. http://www.gittimyedim.com/2011/05/edrene-cigercisi-kadkoy-istanbul.html

9 Mayıs 2011

Önce Carl's Jr. hakkında biraz bilgi vereyim. Türkiye'de yeni olmasına rağmen Amerika'da 70 yılı aşkın süredir hizmet veren bir fastfood zinciri Carl's Jr. Mc Donald's ve Burger King'den ise hizmet anlayışı ile farklılaşıyor. Carl's Jr.'a girdiğinizde kasaya siparişinizi veriyorsunuz sizden ödemeyi alıp elinize boş bir bardak veriyorlar. Evet Türkiye sınırları içerisinde sadece İKEA ve sınırlı birkaç restoranın verdiği SINIRSIZ İÇECEK Carl's Jr.' da da var! Gerçi bu beni çok etkilemiyor, çünkü hiçbir zaman o kocaman kovalardaki kolaları bitirmeyi başaramadım... İç mekan oldukça yeterli ve büyük. Yeterli sayıda masa var. Servis ise oldukça kaliteli. Çalışanlar güler yüzlü ve hızlı. 2 obur olarak masaya gidip oturmamızın ardından, 2 dakika içinde siparişlerimiz geldi. Göz yaşartıcı bir perfomans. Zira siz d,e bizim gibi Burger King ve McDonald's'ın önünde, cinayet işlemeye sebep olacak kadar, araya insan kaynamasına ve beklemeye alıştıysanız Carl's Jr. size ilaç gibi gelecektir. Ver siparişi geç otur. Türk insanının alışık olduğu ama asla Amerikan restoranlarında bulamadığımız bu sistemi göz yaşları içerisinde tecrübe ettik. Lezzeti tek kelimeyle mükemmel. İstanbullu hamburger severlerde artık kanıksanmış bir düşünce var; "pahalı hamburger yiyeceksem gider Dükkan Burger'den yerim". Ancak bu sefer öyle değil. Fiyatlar Mcdonald's ve Burger King'den 1.5-2tl daha pahalı, ancak lezzet olarak Burger House, Mano Burger ve daha birçoklarının önüne geçiyor. Bakın, McDonald's, Burger King vs ile kıyaslamadım bile. Yumuşacık ekmeği ve sosları ise gerçekten çok başarılı. Carl's Jr. 'da 3 farklı hamburger yedik: Chili Cheese, The Big Carl ve Super Star With Cheese. Kelimenin tam anlamıyla hepsinin tadı ayrı güzeldi. Köfteleri ne McDonald's hamburgerleri gibi yavan, ne de Burger King'in hamburgerleri gibi tatsızdı. Gerçekten güzel ve isimlerinin hakkını veren hamburgerler yedik. Sonuç olarak Carl's Jr.'dan karnımız tok ve mutlu ayrıldık. Hatta ilginç bir şekilde o kadar yemiş olmamıza rağmen bir şişkinlik falan hissetmedik. Tabi bu bizim ayılığımızdan da olabilir, yemeklerin hafifliğinden de; ama biz hafifliğine verdik. Zira diğer hamburgercilerde yedikten sonra (yancıları dahil) bir şişkinlik hissediyorsunuz. Şu an için sadece tek bir yerde hizmet veriyorlar. Reklam çalışmaları yok denecek kadar az. Sadece bilen gidiyor. Misal, Amerika'ya yaptığı yolculuklarda sık sık Carl's Jr.'a uğrayan abim olmasa asla haberimin olmayacağı ve belki de hamburgerlerini hiç denemeyeceğim bir yerdi. Ancak artık yolum ne zaman düşse mutlaka uğrayacağım bir hamburgercim daha var. http://www.gittimyedim.com/2011/04/carls-jr-cevahir-avm-istanbul.html

9 Mayıs 2011

Oburluğun sınırı nerededir? Sadece ününü duyduğunuz bir şeyi yemek için kalkıp normalde yolunuzun hiç düşmeyeceği yerlere bile gider misiniz? Ya da işletmecilik açısından düşünecek olursanız; bir mekan açmak istediğinizde işinizin “tutması” için açacağınız yeri mi iyi seçmeniz gerektiğine inanırsınız, yoksa verdiğiniz hizmetin ve yiyeceklerinizin kalitesine güvenmeniz yeterli olur mu? Cheesecake’lerinden bahsetmeden önce şunu söylemek gerekiyor: Maria’s Cheesecakes tam da işletmecilik ve pazarlama derslerine konu olacak bir yer! Mekana ismini veren sahibi Maria Perdue, Massachusetts’te doğup 1995’te İstanbul’a yerleşen ve 2006’da da Çavuşbaşı’nda şahane cheesecake’lerini sergilediği cafe’sini açan Amerikalı bir bayan. Kendisinin en büyük özelliği Çavuşbaşı gibi İstanbul’un “kıyısında” kalmış denebilecek bir yerde böyle bir girişimcilik örneği sergileyip şehrin dört bir yanından sadık müşteriler edinmiş olması. Çavuşbaşı özellikle son dönemde şehrin karmaşasından kaçmak isteyen insanların mesken tuttuğu küçük bir belde. Cafe’nin dışıyla içi arasında o kadar büyük bir tezat var ki, içeri adımınızı attığınızda kendinizi bir anda zamanda yolculuk yapmış gibi hissediyorsunuz! Mekan, içinde sadece üç masanın bulunduğu küçücük bir yer. Kapıdan girdiğinizde hemen sağ köşede cheesecake’lerin bulunduğu cam dolabı görebiliyorsunuz. Bize sunulan seçenekler elmalı tart, siyah çikolatalı, limonlu, frambuazlı ve İstanbul usulü cheesecake idi. Normalde her gittiğim yerde çikolata cheesecake tercih etmeme rağmen başka mekanlarda tat açısından çok fazla hayal kırıklığına uğradığım için burada işi sağlama alayım dedim ve frambuazlı cheesecake sipariş ettim. Etmez olaydım! Her ne kadar frambuazlı cheesecake’i de mükemmel olsa da, arkadaşımın tabağından çikolatalı cheesecake parçaları çalmadan duramadığımı itiraf etmem gerekiyor. Cheesecake müptelası olanlar iyi bilir. Dışarıda yapılan cheesecake’lerde labne peyniri kullanılır ve yerken peynirin tadını ayırt edebilirsiniz. Maria’nın cheesecake’lerinde taban, peynir ve üstündeki sosu o kadar güzel bir şekilde birleşip ağzınızda o kadar muhteşem bir tat bırakıyor ki… Ben hayatımda böyle güzel cheesecake yemedim! Sanırım sosunun güzelliği de kullanılan doğal malzemelerde saklı. Üstelik kendinizden geçmenin bedeli dilim başı sadece 6.50 TL. Maria’s Cheesecakes’in kısa süre önce Ataşehir’de şube açtığını öğrenmek bizim için hem iyi hem de kötü oldu. Sadece Çavuşbaşı’nda olsaydı “çok ters yerde” diyerek kendimizi frenleyecekken şimdi daha merkezi bir yerde olduğunu öğrendiğimiz için kendimizi nasıl tutacağımızı hiç bilmiyoruz. Altınızda araba varsa cheesecake’lere ulaşmanız nispeten daha kolay. Avrupa Yakası’ndan geliyorsanız Fatih Sultan Mehmet Köprüsü yolundan Kavacık’a gelip Çavuşbaşı tabelalarını takip etmeniz yeterli. Anadolu Yakası’nda oturanlar aynı zamanda Şile otobanı üzerinden Çavuşbaşı tabelalarını takip edebilirler. Bu sevimli mekan Çavuşbaşı Camii’nin sırasında kalıyor. Ataşehir Şubesi’ne daha gidemediğimiz için tarif edemeyeceğim, ama adresten kolayca bulabileceğinizi düşünüyorum. http://www.gittimyedim.com/2011/04/marias-cheesecakes-cavusbas-istanbul.html

17 Mart 2011

Erkeklere sorsanız kadınları mutlu etmek çok zordur. Sürekli onlarla ilgilenmeleri, güzel yerlere yemeğe götürmeleri, pahalı hediyeler almaları, şefkat göstermeleri gerektiğini düşünürler. Beyler, aslında kadınları mutlu etmek o kadar kolay ki. Bütün sorununuzun çözümü tek bir kelimeye sığıyor: Çikolata! J’adore Chocolatier’i bir arkadaşımın tavsiyesiyle, çikolata krizi yaşadığım günlerden birinde keşfettim. Gittiğinizde şaşırmamanız için öncelikle şunu belirtmek gerekiyor: Mekan oldukça küçük. Kalıp çikolatalar ve işlenmiş çikolataların olduğu giriş katı (ki burada iki kişi yan yana yürüyemiyorsunuz) ve küçücük bir üst kattan oluşuyor. Hatta üst kat aynı anda 40 kişiyi kaldırır mı, ondan bile emin değilim açıkçası. J Hem sade ve şık dekoru, hem de çalan Fransızca müzikler kendinizi Fransa’da küçük ve sevimli bir cafe’deymiş gibi hissetmenizi sağlıyor. Çikolataseverlerin “mekanı anlatmayı çok uzatma, çikolatalardan haber ver” dediğini duyar gibiyim. Biz masaya iki kişilik föndü istedik ve üç kişi zor bitirdik! Mevsim meyveleri olarak elma, muz ve çilek seçenekleri vardı. Biz ise tercihimizi sadece muz ve çilekten yana kullandık. İki kişilik fondü 19.50 TL, tek kişiliği ise 12.50 TL. Pastalar ve cheesecake’ler 7.50 TL, kekler 9 TL, dondurma tabakları ise 9.50 – 10 TL. Soğuk kış günü bir şey yemeyeyim de içeyim daha iyi derseniz sıcak içecek seçenekleri de oldukça fazla. Çeşitli aromalara sahip sıcak çikolatalar 6 TL; Bailey’s’li, Smirnoff’lu ve İrlanda whisky’li sıcak çikolatalar 9.50 TL; konyaklı sıcak çikolata 11 TL. Çay, sahlep ve sıcak şarap gibi diğer sıcak içeceklerin fiyatları ise 2.50 ile 7.50 TL arasında değişiyor. Çikolataya doymak için fiyatlar kesinlikle çok uygun. Servis hızlı. Özellikle masaya oturur oturmaz getirilen su sürahisinin içindeki limon ve nane yaprağı ayrıntısı çok hoşumuza gitti. Çikolata kaplamalı kahve çekirdekleri de ikram olarak masaya bırakılanlardan. Çikolata canavarları için cennetin tarifi ise şu şekilde: Tünele doğru inerken Galatasaray Meydanı’ndaki Yapı Kredi Yayınları’nı geçtikten sonra ilk sağa sapıyorsunuz. Yolun sonunda sağ tarafta muhteşem çikolatalarıyla J’adore sizi bekliyor olacak... http://www.gittimyedim.com/2011/02/jadore-chocolatier-beyoglu-istanbul.html

14 Ocak 2011

İş yeri Beyoğlu'nda olunca, öğle yemeğini de mecbur çevredeki mekanlarda yemek gerekiyor. Keşke öğle tatilleri daha uzun olsa da, biraz daha uzaklaşarak daha farklı mekanlarda yemek yiyebilsek... :) Neyse bugünkü mekanımız, Beyoğlu tarihinde yer edinmiş Köfteci Hüseyin. Köfteci Hüseyin, İstiklal Caddesi'nin girişinde, sağda kalan Akbank Sanat'ın sokağından içeri girip ilk sola döndüğünüzde karşınıza çıkıyor. Mekan babadan oğla düsturu ile işleyen eski bir mekan. Ama benim için, tarihinden vs. çok, buranın asıl esprisi köftelerinin klasik ev köftelerine hatta annemin köftelerine benzemesi. Benziyor diyorum zira anne lezzeti benim için aşılamaz bir seviyede:) Ama en azından benziyor işte; kendimi öğlenleri okuldan eve gelmiş yemeğimi yiyor gibi hissettiriyor... Hüseyin'in köfteleri hafif yağlı, bol baharatlı, yumuşacık ve her bir tanesinin boyutu oldukça tatmin edici! Lezzeti ise standartların üstünde ama midesi kuvvetli olmayanlara 1 porsiyon üstü ağır gelebilir; dediğim gibi tane boyutları oldukça iyi. Hüseyin'de sadece köfte yiyebilirsiniz. O yüzden masaya oturduğunuzda size sadece, "Bir mi, bir buçuk mu?" sorusu gelir. Sakın apışıp menü istemeye kalkmayın. Köfte'nin yanında yiyebileceğiniz esktralar, köftenin lezzet eşleri soğan, acılı ezme ve bolca ekmek. Köfteci Hüseyin'de, Beyoğlu etkisi ile, porsiyon fiyatı 10 TL. Evet fiyatları süper hesaplı değil ama köftelerinin lezzeti ile fiyat/performans oranı dengesini zorluyor! Afiyet olsun! http://www.gittimyedim.com/2011/01/kofteci-huseyin-beyoglu-istanbul.html

13 Aralık 2010

Bir balık restoranının ya da bir fasıl mekanın ne kadar iyi olduğunu anlamanın bence en iyi yolu, o restoranın sahip olduğu müdavim amca sayısıyla doğru orantılıdır. Eğer gittiğiniz yerde bir küçük rakısını açtırmış, yanında az meze ile balığının tadını çıkartırken Türkiye'nin gündemine giydiren bir amca ya da amcalar varsa bilin ki orası süperdir! Tahmin edebileceğiniz gibi, biz de Cundalı'nın kapısından girdiğimizde bu "amca"lardan biri, içeride ufak ufak demleniyordu:) Garsonların da gösterdiği hoş karşılama ve ilgi ile, boğaz manzaralı bir masada yerimizi aldığımızda, seçmemiz için masaya ilk gelenler mezeler oldu. Mezelerimizi yoğurtlu semizotu, peynir, patlıcan ezme, zeytinyağlı yaprak sarma ve levrek marina olarak seçtik ve birer duble rakı ve kırmızı şarap içerek demlenmeye başladık. Mezeler, yaprak sarma hariç başarılıydı. Yaprak sarma biraz fazla pişirilmiş olacak ki, haddinden fazla yumuşaktı. Tam, bu güzel mezelerimiz biterken kalamar ve hayatımda yediğim en büyük ve güzel sigara böreklerinden birinin dahil olduğu ara sıcaklar masamıza arz-ı endam ettiler. Kalamar standart bir tattaydı ama sigara böreği (malzelemerini sormayı unuttum, hay kafama!) gerçekten çok lezzetliydi, utanmasam bir tane daha isteyecektim! Mezelerimizi ve ara sıcaklarımızı silip süpürmemizin ardından, ana yemek için seçtiğimiz palamut ve çinekoplar önümüze geldi. Mevsim balıkları oldukları için oldukça tazeydiler, ama asıl olan çok güzel pişmiş olduklarıydı. Güzel bir ateşte, tam kıvamında piştiği belli olan iki balık da gerçekten çok lezzetliydiler. Cundalı, konumuzun esası olan balıklarda midelerimiz etkilemeyi başardı. Hatta bununla da kalmadı, menümüzde olmamasına rağmen, bir de meyve ikram ederek; midelerimizin yanında gönlümüzü de çok güzel aldı:) Afiyet olsun. http://www.gittimyedim.com/2010/11/cundal-hasan-tarabya-istanbul.html

6 Aralık 2010

"Kaynarca Mangal Başı, diğer ocakbaşları gibi ise, ne işiniz var Kaynarca'larda" sorusu gelmeden, cevabı vereyim: Bir kere mekanda öğle saatlerinden itibaren devamlı birileri oluyor ve gidenler sadece bölge halkı değil, İstanbul'un her yerinden, "mekanı bilen" kişiler. Etleri, öğrendiğimize göre, kendi yetiştirdikleri hayvanların etleri ve temizlik açısından oldukça güven verici. Ek olarak; gerçekten çok taze, iyi dinlendirilmiş ve terbiyeli etler. Etler, sizi girişte koca bir camekanın içinde karşılıyor. Tercih şanslarınızın arasında; pirzola, biftek, kendi yapımları olan köfte, böbrek ve soslu tavuk kanatları bulunmakta. Bizim tercihimiz, kırmızı et isteğimizi bastırmak için, sadece pirzola, biftek ve köfteden yana oldu. Etlerin yanında isterseniz çoban salata ya da söğüş olarak domates ve biber alabiliyorsunuz. Ocakbaşı üzerinde, köz domates-biber keyfini yaşamak için, bizim tercihimi söğüş domates-biber oldu! Siz etleri seçtikten sonra kaç kişilik porsiyon istediğinizi söylüyor ve masanıza çekiliyorsunuz(Biz, 4 kişi için 5 kişilik porsiyon söyledik!) ve demir sürahide ayranınız eşliğinde etleriniz masanıza geliyor. Bundan sonrası ise, olayın en zevkli yanı. Etlerinizi istediğiniz kıvamda pişirip, muhabbetin dibine vururken mideye indirmek! Bu noktada hemen tekrar edeyim, etleri gerçekten çok kaliteli idi. Pirzolalar kalın, bol etli ve olması gereken kadar sinirliydi. Biftekler ise, hafif yağlı ve oldukça yumuşaktı. Köftelerine ise ayrı bir hayran oldum. Dönüşte başka bir işimiz olmasa, birkaç kilo da eve alıp götürebilirdim. Gerçi, her an gazlanıp, gidip alabilirim köftelerinden:) Şimdi, gelelim en can alıcı noktaya. 4 kişiye istediğimiz 5 kişilik porsiyon ve Spooky'nin fazla yememesi sonucunda adam başına düşen yaklaşık 5 pirzola, 4 biftek ve 3 köftenin adam başı maliyeti sadece 27 TL! İstanbul'un merkezinde, herhangi bir restoranda tek bir bifteğe minumum 16-17 TL istenildiği düşünüldüğünde, fiyat oldukça değil, aşırı iyi! http://www.gittimyedim.com/2010/12/kaynarca-mangal-bas-pendik-istanbul.html

16 Kasım 2010

İş yeriniz Taksim ve civarındaysa ya da bir öğle/akşam yemeği vakti yolunuz Taksim'e düştüyse; bu değişkenlerin yanında bir de karnınız aç ve canınız ev yemeği istiyorsa, Tünel'e doğru Galatasaray'ı geçip, BBQ Chicken ile Starbucks'ın arasındaki sokağa dalarak, yolunuzu Fıccın'a doğru değiştirebilirsiniz. Fıccın'ın, et yemeklerinden sebze yemeklerine, tatlılardan meyvelere kadar, çok renkli ve geniş bir menüsü var. Fiyatları da oldukça uygun durumda. Birden çok kez gittiğim Fıccın'da hep farklı tatlar denedim. Sebze yemeklerini ortalamının üstünde yapıyorlar. Sebzenin yanında salçalı köfteleri de, porsiyonu ve tadıyla, öğle yemeği için oldukça doyurucu oluyor. Çorbaları da gayet iyiyken, pilavından ve özellikle seviyorsanız Çerkez Tavuğu'undan çok fazla bir şey beklemeyin derim. Fıccın fiyat/performans olarak ucuza, fazla bir şey beklemeden karnınızı doyurabileceğiniz; öğle tatilinde giderseniz ayakta kalabileceğiniz, sevimli bir restoran. Ucuza karnım doysun diyorsanız, tavsiyemizi dikkate alabilirsiniz:) Mekanın bir adet internet sitesi de mevcut: http://www.ficcin.com/ Afiyet olsun. http://www.gittimyedim.com/2010/10/fccn-beyoglu-istanbul.html

TAKİP ET
MOBİL'DE FEŞMEKAN